Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. Aktivasyon epostanız mı yok?

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Duyurular:

Telif içeren eserlere ait P2P ve İndirme bağlantıları paylaşmak yasaktır, özen göstermenizi rica ederiz...

Gönderen Konu: Call of Duty WW2  (Okunma sayısı 207 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı levis

  • Forum Gurusu
  • ****
  • İleti: 7,608
    • The West
Call of Duty WW2
« : 12 Kasım 2017, 15:52:54 »
Call of Duty WW2

{alt}

Uzun bir bekleyişten sonra sonunda Call of Duty: WWII’ye kavuştuk! FPS oyunlarının iddialı ismi bu sefer tarihin en önemli savaşlarından birisini konu alıyor! Ya da alamıyor… Hatırlarsanız hayranlarının daha fazla bilim kurgu teması istememesine rağmen Activision inatla Infinite Warfare’i çıkartmıştı. Akabinde oyunculardan gelen tepkiler yüzünden oyunun fragmanı Youtube’un en sevilmeyen videoları arasına girmiş ve Activision mesajı almış gibi görünmüştü. Activision nihayet serinin bir sonraki oyununun İkinci Dünya Savaşı zamanında geçeceğini duyurduğunda sonunda akıllanmalarından dolayı sevinmiştik. Çünkü İkinci Dünya Savaşı dünyanın gördüğü en zalim savaştı ve hikâye anlatımıyla her zaman öne çıkmayı beceren Call of Duty serisi bu yeni oyunda o dönemden müthiş öyküler yaratabilirdi. Çünkü seri daha İkinci Dünya Savaşı’nı müthiş şekilde bizlere sunmayı başarmıştı. Peki Activision ne yaptı dersiniz? HBO’nun Band of Brothers hikâyesinin benzerini alıp oyuna yapıştırmakla yetindi… Ama çok da ucuz bir kopyasını.

Teksas çiftliklerinin bağrından kopup Avrupa’ya Nazi zulmüne karşı savaşmaya gelmiş Amerikalı ve heyecanlı genç Ronald Daniels’i yönetiyoruz. Sevgilisini anayurdunda bırakıp Normandiya Çıkarması cehenneminde sağ kalmayı beceren karakterimiz savaşın her kritik anında önemli rol oynuyor. Uçakların düşürülmesi lazım topun başına geç Daniels, Tiger tankının patlatılması lazım termiti sen yerleştir Daniels, topçu bataryalarının yok edilmesi lazım yetiş Daniels! Kısacası Daniels’ın on parmağında yirmi marifet var.

Türlü trajedinin yaşandığı bu savaşta CoD gibi hikâyeye önem veren bir oyun harika öyküler sunabilirdi. En azından ben öyle düşünüyordum ama gerçek bunun yanından bile geçemiyor. Çünkü bütün oyunu Amerikan ordusu tarafından görüyoruz. Alman ordusu sadece vurulmak için karşımıza çıkan korkuluklar gibi önümüze dizilirken onları yöneten bir komutanın gözünden Nazi safı bulunmuyor. Kısacası oyunda kötü bir karakter yok! Daniels’ın takım arkadaşı Zussman’la olan arkadaşlığı ve subaylar arasındaki sürtüşmeler oyunun 11 bölümüne hâkim ve belirli bir noktadan sonra sıkıcı bir boyuta ulaşıyor.
Hikâye örgüsü HBO’nun Band of Brothers dizisiyle karakterler arasındaki ilişkiler ve bazı savaş sahneleri konusunda birebir gidiyor denilebilir. Elbette ABD’nin Batı Cephesi’ne yaptığı çıkarma güzergâh olarak daha farklı anlatılamazdı lakin hikâyenin içinde yaşanan olaylar çok daha iyi şekilde yansıtabilirdi. Subaylarımız Turner ve Pierson’ın arasındaki çekişmeler ve savaşın kritik noktalarının geçtiği bölümlerin bazı noktaları bana sıklıkla diziyi hatırlattı. Çoğu kilit nokta bizim fedakarlıklarımız sayesinde aşılmasına rağmen 1. Piyade Müfrezesi’nin kahramanlıkları oyuna neredeyse yansıtılmamış bile… Bir takımımız var ama Zussman dışında diğer arkadaşlarımızla ara sahnelerde yapılan basit espriler dışında muhatap bile olmuyoruz. Beraber hareket etmiyoruz (zaten her şeyi bizim yapmamızı istiyorlar), aksiyon sahnelerinin tavan yaptığı zorlu anları paylaşmıyoruz. Kısacası oyun boyunca kendimi asker gibi hissetmedim, kazandığımız zaferlerden sonra savaş alanına baktığımda gururlanmadım ya da o zaferi kazanırken zerre mücadele hissi duymadım.

Oyun mekaniklerinde CoD’un özüne dönüş yaşanmış çünkü artık canımız olduğumuz yere çömelince kendiliğinden dolmuyor. Yaralandığınızda canınızı sağdan soldan bulduğunuz ilk yardım paketleriyle dolduruyorsunuz. Paket bulamadıysanız takımınızda Zussman size belli aralıklarla yardım ediyor. Takım arkadaşlarımızla beraber hareket ediyoruz ve işin güzel yanı artık onlar da adam vurabiliyorlar. Aslında vurmak da zorundalar çünkü belli bölümlerde Alman ordusu tek başımıza mücadele edemeyeceğimiz kadar fazla sayıda oluyor. Badilerimizin faydaları bununla da bitmiyor, takım arkadaşlarımız bize el bombası, ilk yardım paketi, mühimmat gibi ekipmanları ara sıra atarak oyundaki tek dişe dokunur işlevlerini yerine getiriyorlar.
Savaş alanında genellikle mermi sıkıntısı çekiyoruz. Her bölümün başına elimizde Amerikan silahlarıyla başlarken mermi yetmezliğinden bölümü Alman ordusu teçhizatıyla bitiriyoruz. Zaten Nazi silahları Amerikan ordusununkilerden çok daha iyi, en azından tarihi süreci bu kısımda iyi şekilde yansıtabilmişler.

Call of Duty: WWII’nin büyük bölümünü Daniels’ın gözünden oynarken bazı bölümlerde karakter değiştirdiğimiz oluyor. Savaşın doğası gereği içinde casusluk da olduğu için Paris’in özgürleştirilmesi bölümünde, hikâyeye sadece bir saatliğine girip çıkan Rousseau adındaki Fransız kadını Nazi parti binasının içinde yönetiyoruz. Sanırım içimi afakanların bastığı en beter bölüm buydu çünkü her kapı başında bizi durduran Alman askerlerine kimlik bilgilerimizden ezberlediğimiz bölümleri okumak, onuncu tekrardan sonra “Yeter!” dedirtmeye başladı. Bölüm casusluk amaçlı tasarlanmışsa da basit bir yürüme simülasyonundan ibaretti. Oyunda iki noktada biri tank diğeri de avcı uçağı olmak üzere iki farklı araç kullanabiliyoruz (bir de ara sıra kullandığımız jip var ama onu savaş aracından saymıyorum). Merak etmeyin o kadar abartmamışlar bunları Daniels kullanmıyor. Bizim müfrezenin sıkıştığı noktada oyun savaş alanını başka bir askerin gözünden göstererek (adı Perez’di sanırım) 5 dakikalığına tank, diğerinde de avcı uçağı kullanmamıza yardım ediyor. Müfrezenin sıkıştığı noktaya yardıma giderek onları kurtarıyoruz. Söylememe gerek yok sanırım özellikle tank bölümü çok komikti çünkü konserve Sherman’ımızla Alman Tiger tankını sadece arkadan delebiliyoruz ve yapay zekâ hiçbir şey yokmuş gibi arkasına geçmemize izin veriyor. Bu şekilde bir Sherman’la üç Tiger patlatıp tarihe geçiyoruz ve bizi Brad Pitt bile kıskanıyor.

Bazı bölümlerde oyun bize gizlilik şansı da veriyor. Alman askerlerinin cirit attığı nöbet bölgelerinde kimselere görünmeden “Silent Kill” yaparak ilerlemeye çalışıyoruz. Fakat bu noktalarda genellikle çok fazla asker bulunduğu için hepsinin yürüyüş istikametini ezberleyip arkalarından sızmaya çalışırken sonunda sıkılıp, havaya sıkarak ortalığı kan gölüne çevirerek bölümleri bitirmeyi tercih ettim.  ( Evet bu imkanınız da mevcut )

Şaşılacak şekilde Call of Duty: WWII’nin aksiyon sahneleri çok az, olan sahneler de inandırıcılıktan uzak. Özellikle koca zırhlı trenin önüne dandik jipimizi kırıp, treni raylardan çıkardığımız sahne Bollywood yapımlarını kıskançlıktan çatlatacak düzeydeydi. Yanlış anlamayın beş saattir oyuna giydirip duruyorum ama CoD yapımlarında en sevdiğim şey hikâye anlatımı ve müthiş aksiyon sahneleridir. Oyunun son dakikasına kadar bunu bekledim ve oyun sonu… Oraya kadar spoiler vermiyorum tabii ki ama heyecanlı bir son beklentiniz varsa şimdiden onu deniz seviyesine çekin derim.


Asus Sabertooth Z170s, Core i7 6700k,
Asus TURBO Nvidia GeForce GTX 1080 8GB 256Bit,
16 gb 2400mhz DDR4 Ram,
Creative Recon Fatality Pro,  Sony Shake-33,
Zalman GS1000Plus Kasa, High Power Astro GD1200WPSU,
Kingston UV300 480GB SSD , WD 4 TB x4 , Seagate 2 TB x1,
Asus-Vx238h Led Monitör x2,

Teşekkür Edenler